Karadiyar'ın hikâyesi Tien ve Sinraen'deki kütüphanelerde saklıdır. Geçen çağların mucizeleri, savaşları, kahramanlıkları ve ahmaklıkları bu sayfalarda yazılıdır.
Altın Ormandaki Kara Gece
Aşağıdaki kayıtlar, Sinraen tarihçisi Merovanın Kuzey Yolları ve Gölge Savaşları isimli kroniğinden alınmıştır. Metin, Kolcu Lideri Evanın ölümünden yıllar önce, Altın Ormanın güney sınırlarında gerçekleşen meşhur gece baskınını anlatır.
Bugün Sinraenden Faelwyne uzanan yollar güvenli kabul edilir. Tüccarlar gündüz vakti korkusuzca seyahat eder, elf ulakları orman yollarında sessizce ilerler, hatta bazı çocuklar Altın Ormanın sınırlarında avcılık oynamaya dahi cesaret eder. Fakat geçmişte durum böyle değildi. Özellikle İkinci Çağın son yıllarında, güney ormanlarının derinliklerinde yaşayan ork sürüleri sık sık kuzeye inmeye başlamıştı. Kervanlar kayboluyor, devriyeler geri dönmüyor, hatta bazı köyler tek bir gecede haritadan siliniyordu.
O yıllarda Sinraenin kuzey yollarını koruyan kişi Kolcu Lideri Eva idi. Bugün hâlâ bazı askerler onun adını saygıyla anar. Çünkü Eva yalnızca iyi bir avcı değildi. Ormanın nasıl nefes aldığını bilen nadir insanlardan biriydi. Rüzgârın yönünden yaklaşan yağmuru, kuşların sessizliğinden saklanan düşmanı anlayabildiği söylenirdi. Hatta bazı elflerin bile onun iz sürme yeteneğine saygı duyduğu anlatılır.
Kara Gece Vakasının yaşandığı yıl, ork sürülerinin liderlerinden Gharuk isimli bir savaş beyi, Sinraene ani bir baskın düzenlemeye karar verdi. Planı basitti. Altın Ormanın doğusundaki eski taş köprüler tutulduğu için, ordusunu daha güneydeki sığlıklardan geçirecekti. İki yüz kadar ork askeri gece boyunca sessizce ilerleyecek, şafak sökmeden kuzey yollarına ulaşacak ve ardından savunmasız ticaret kervanlarını ateşe verecekti.
Fakat Gharukun bilmediği bir şey vardı: Evanın gözcüleri günlerdir onları izliyordu.
Anlatılanlara göre ilk haber, nehir kıyısındaki yaşlı bir karaağacın tepesinde saklanan genç bir kolcudan geldi. Orkların gece ilerlediğini, meşale kullanmadıklarını ve savaş boyaları sürdüklerini görmüştü. Haberi alan Eva aynı gece yalnızca otuz kolcuyla birlikte güneye hareket etti. Yanındaki adamların çoğu sessiz savaşlarda yetişmişti. Bazıları yaylarını yıllardır hiç kaçırmamış usta avcılardı. Hiçbiri ağır zırh taşımıyordu. Çünkü Evaya göre ormanda demir değil, sessizlik hayat kurtarırdı.
Orklar gece yarısına doğru sığlığa ulaştı. Ay ışığı nehir taşlarının üzerinde solgun bir şekilde parlıyordu. Yaratıklar suyu sessiz geçebilmek için davullarını ve sancaklarını geride bırakmıştı. Bazıları kayalıklara tırmanıyor, bazıları ise çamurlu kıyılardan yukarı çıkıyordu. Her şey planladıkları gibi gidiyordu.
İlk ork öldüğünde kimse bunu fark etmedi.
Kayalıklara çıkan öncü savaşçılardan biri bir anda dizlerinin üzerine çöktü. Boğazına saplanan siyah tüylü ok karanlıkta neredeyse görünmüyordu. Arkasındaki diğer ork onun kayıp düştüğünü sandı. Fakat birkaç nefes sonra ikinci ok geldi. Sonra üçüncüsü.
Bir anda ormanın içinden fısıltıya benzeyen sesler yükselmeye başladı. Ne savaş narası vardı ne de ayak sesleri. Yalnızca havayı yaran ince uğultular... Ve ardından karanlıkta yere düşen bedenler.
Orklar paniğe kapıldı. Bazıları saldırının ne taraftan geldiğini görmek için meşale yakmaya çalıştı. Fakat meşaleyi kaldıran her el birkaç saniye içinde oka hedef oluyordu. Kimi gözünden vuruldu, kimi boynundan, kimi ise kayalıklardan aşağı düşüp nehre kapıldı.
Gharuk adamlarını toparlamaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Çünkü düşmanı göremiyorlardı. Kolcular tek bir noktadan saldırmıyordu. Ağaçların arasından geliyor, yer değiştiriyor, sonra yeniden vuruyorlardı. Bazı orkların son nefeslerinde, karanlıkta birkaç insan silueti gördüklerine yemin ettikleri anlatılır. Fakat hiçbirinin bir kolcunun yüzünü açıkça göremediği söylenir.
Savaş uzun sürmedi. Dar kayalıklar ve sık orman, orkların sayı üstünlüğünü tamamen yok etmişti. Şafak yaklaşırken hayatta kalan birkaç yaratık güneye kaçmaya başladı. Eva ise geri çekilenleri takip etmedi. Çünkü onun amacı avlanmak değil, yolu korumaktı.
Sabah olduğunda nehir kıyısı cesetlerle doluydu. Kolcular ork ölülerini üst üste taşıdı. Büyük bir yığın hazırlandıktan sonra bedenler ateşe verildi. Kara duman saatler boyunca Altın Ormanın üstünde yükseldi. O gün oradan geçen bazı elf ulaklarının, yanmış beden kokusunun kilometrelerce öteden hissedildiğini söylediği anlatılır.
Evanın adamlarından yalnızca iki kişi yaralanmıştı. Hiçbiri ölmemişti. Bu yüzden olay kısa sürede Sinraende efsane hâline geldi. Halk arasında, Altın Orman geceleri Evanın gözleriyle bakar, sözü yayılmaya başladı.
Gerçekten de sonraki yıllarda, Sinraen ile Faelwyn arasındaki o kadim yol üzerinde kurulan nice pusunun arkasında yine Eva ve kolcuları vardı. Ork sürüleri çoğu zaman düşmanlarının sayısını bile öğrenemeden yok oluyordu. Bazıları ormanda yaşayan görünmez ruhlarla savaştıklarına inanmıştı. Hatta kuzey kabileleri arasında, ağaçların arasından gelen görünmez okların Yeşil Lanet adıyla anıldığı eski hikâyeler hâlâ anlatılır.
Fakat bütün bunlara rağmen, yıllar sonra Evanın kendisinin de aynı ormanda ölü bulunması, Sinraen tarihinin en karanlık sırlarından biri olarak kaldı. Çünkü onun bedeninde bulunan iki okun hangi ele ait olduğu hiçbir zaman öğrenilemedi.
