Karadiyar'ın hikâyesi Tien ve Sinraen'deki kütüphanelerde saklıdır. Geçen çağların mucizeleri, savaşları, kahramanlıkları ve ahmaklıkları bu sayfalarda yazılıdır.

Darah Düzlüklerinde Kara Yürüyüş

Aşağıdaki metin, Tien Kalesinin eski kütüphanesinde bulunan yanmış bir deri tomarından çevrilmiştir. Metnin büyük bölümü ork dilinde yazılmış, bazı satırları ise kana benzeyen koyu bir maddeyle sonradan karalanmıştır. Yazının tam olarak kim tarafından kaleme alındığı bilinmese de, Sinraenli tarihçiler metnin bir ork kâtibi yahut savaş rahibi tarafından tutulduğuna inanmaktadır. Özellikle Karanlıkların Efendisi Annamor hakkında kullanılan ifadeler, metni diğer savaş kayıtlarından ayırmaktadır.


Demir kokusunu ilk aldığımızda Darah hâlâ sessizdi. Rüzgâr uzun otların arasından geçiyor, kara kuşlar ovanın üstünde dönüyordu. Fakat kuzey ufkunda yükselen sancakları gördüğümüzde, büyük savaşın nihayet geldiğini anladık.

İnsanlar geliyordu. Yanlarında dağ fareleri de vardı. Demirden duvarlar gibi ilerliyorlardı. Sayıları bizim sürülerden azdı ama korkmuyorlardı. Çünkü önlerinde iki kral yürüyordu.

Biri insan kralı Amrothtu. Gümüş işlemeli uzun zırhı güneş vurdukça parlıyordu. Atı bile savaş için yetiştirilmiş kara bir canavara benziyordu. Diğeri ise dağların yaşlı kurdu Thulgardı. Altın zincirli ağır zırhı ve dev savaş çekiciyle yürürken, yanındaki cüceler bile ondan çekiniyordu.

Orduları Darah boyunca ilerledi. Davulları ovanın taşlarını titretiyor, cüce boynuzları kilometrelerce öteden duyuluyordu. O gün birçok ork geri çekilmemiz gerektiğini söyledi. Çünkü insanların ve cücelerin birlikte yürüdüğü nadir görülürdü. Fakat Urzogh yalnızca güldü.

Urzogh… Kızıl zırhlı cellat. Kemikten yaptığı miğferi hâlâ gözlerimin önündedir. Savaş başlamadan önce bile baltasını kana bulamak için sabırsızlanırdı. Yanında Uztien vardı. Kuzey mağaralarının büyük şefi. Siyah kurt postları taşıyan iri savaşçıları onun emrindeydi. Bir de goblin komutanı Znabi… Kambur sırtlı o yaratık küçüktü ama zekâsı birçok ork reisinden daha karanlıktı. Okçularını bataklıklara ve kuru otların arasına öyle ustaca gizledi ki, insanlar saldırı başladığında nereden vurulduklarını anlayamadılar.

İlk çarpışma öğlene doğru başladı. Goblin okları gökyüzünü kararttı. İnsan kalkanlarına saplanan yüzlerce okun sesi hâlâ kulaklarımda. Ardından Urzogh önderliğindeki ork sürüsü saldırdı. Önlerine çıkan ilk insan hattını paramparça ettiler. Bazı cüceler diz çökmemek için baltalarını toprağa saplamak zorunda kaldı.

Ama düşman kolay kırılmadı. Amroth bizzat ön hatta savaşıyordu. İki ork reisini atının üstünden öldürdüğünü gördüm. Thulgar ise savaş çekiciyle bir ork savaşçısının göğsünü zırhıyla birlikte ezdi. Cüceler onun etrafında kaya gibi duruyordu. Ne kadar saldırırsak saldıralım geri çekilmiyorlardı.

Sonra… Gökyüzü değişti.

Güneşin üstüne kara bulutlar çöktü. Rüzgâr bir anda sustu. Davullar kesildi. Hatta yaralıların çığlıkları bile zayıfladı. Sanki ovanın üstüne görünmeyen bir el kapanmıştı.

İşte o an efendi geldi.

Annamoru ilk gördüğümde onun yaşayan bir varlık olduğuna inanmadım. Atının altında gölgeler hareket ediyordu. Gecenin kendisi gibi ışığı yutuyordu. Yüzünü tam seçemiyorduk. Çünkü baktığımız yerde sanki duman kıpırdıyordu.

Fakat en korkuncu görünüşü değildi. Varlığıydı.

O ovaya adım attığında insanların cesareti kırıldı. Bazıları kılıçlarını düşürdü. Bazıları diz çöktü. Atlar şahlanıp sahiplerini yere attı. Cüceler bile geri çekilip saflarını sıklaştırdı. Çünkü Annamorun bakışlarının değdiği yerde insanın içindeki savaş ateşi sönüyordu.

Amroth geri çekilmedi. Kral kılıcını kaldırıp askerlerini toplamaya çalıştı. Thulgar da savaş çekicini havaya kaldırarak cüceleri yeniden ileri sürdü. İki kralın da korkuya rağmen ayakta kalması, ordularının tamamen dağılmasını engelledi. Fakat hiçbir savaş narası Annamorun yaydığı karanlığı bastıramıyordu.

Sonra efendi kılıcını kaldırdı.

O anda orklar yeniden saldırıya geçti. Urzogh önüne çıkan her şeyi biçiyordu. Uztienin savaşçıları cüce hattının yanlarını yardı. Znabinin goblinleri ise geri çekilen insanları ok yağmuruna tuttu. Darahın otları kısa sürede kana bulandı.

En sonunda Amroth geri çekilme emri verdi. Bunu korkudan değil, ordusunun yok olmasını engellemek için yaptı. Thulgar son ana kadar savaş alanını terk etmedi. Rivayete göre geri çekilen son cüce birliği onun etrafındaydı. Hatta yaşlı kralın, kaçan bir ork savaşçısını geri çekilirken bile çekiciyle öldürdüğü anlatılır.

Fakat gerçek değişmedi. O gün Darah Düzlükleri Annamora kaldı.

Savaş bittikten sonra ovanın üstünde uzun süre sessizlik oldu. Yaralıların iniltileri dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Efendi atının üstünde hareketsizce duruyor, sanki bütün ölüleri izliyordu. Hiçbir ork onun yanına yaklaşmaya cesaret edemedi. Çünkü bizler bile Annamordan korkardık.

Şimdi yıllar geçti. Birçok savaş gördüm. Birçok kral öldü. Fakat Darahta hissettiğim o korkuyu bir daha hiçbir yerde hissetmedim. Çünkü o gün hepimiz şunu anladık: Annamor yalnızca bir savaş lordu değildi. O, karanlığın yürüyen iradesiydi.